Mutluluk

26/3/2007

 

 Abdullah Oğuz’un Mutluluk filminde, başrolü daha önce adı duyulmayan Murat Han oynuyor. Cemal rolünde o kadar doğal ki izleyiciyi şaşırtıyor. Han’ın öyküsü, hayatta hayalden çok bahanesi olan gençler için ders gibi. Ankaralı memur emeklisi ailenin üç çocuğundan biri. Tek istediğinin oyunculuk olduğuna karar verip, Bilkent Tiyatro Bölümü’nü burslu kazandı.

Yazları her tür işi yaptı, para biriktirdi. ABD’de Marlon Brando, Robert De Niro, Meryl Streep, Melanie Griffith gibi yıldızları yetiştiren Stella Adler Konservatuvarı’na gitti. Müşkülpesent hocaların hayranlığını kazanmak için canını dişine taktı ve başardı.

Hırslı biri misiniz?

- Oyunculuk konusunda evet. Lisenin tiyatro kolunda bir kez Yunus Emre’yi oynamıştım, o günden beri oyunculuktan başka bir şey düşünemiyorum. Halbuki ailemiz doktor, mühendis dolu. Beni de öyle görmek istiyorlardı, o yüzden matematik bölümüne girmiştim. Üniversite hazırlık kursları başladığında yapamayacağımı anladım. Deli gibi tiyatro çalıştım. Bilkent’in sınavlarına iki hafta kala apandisitim patladı. Ameliyata girerken sadece şunu sordum: Sınava yetişebilecek miyim? Los Angeles’a vardığım gün de "başaracağım, geri dönemem" kararını verdim, ne gerekiyorsa yaptım.

Niye Stella Adler oyunculuk okuluna gitmeye karar verdiniz? Hollywood hayali mi?

- Öğretilen oyunculuğu fazlasıyla geleneksel buldum sanırım. Hollywood rüyam yoktu, ilk Londra’daki okulları denedim fakat çok pahalıydı. Los Angeles daha uygundu.

Aileniz maddi destek verdi mi?

- İmkanları yoktu ki. Bilkent’te okurken, bir yandan çalıştım: Bar kapılarında kimlik kontrolü, barmenlik yaptım. Kazancımı biriktirdim. Bilkent’te burslu okuduğum için para harcamam gerekmiyordu.

Gençlerin para harcama konusunda özel yeteneği vardır ama. Sevgilisine, eğlencesine... Nasıl böyle tutumlu olabildiniz?

- Öyle biriyim ben. Beş yıl çalıştım ve o paraya hiç dokunmadım. O dönemde bir tatil yöresinde tanıştığım İngiliz bir sevgilim vardı. Telefonla yürüttüğüm için ilişkiyi, fazla para harcamıyordum. İngiltere’de buluştuğumuzda bileti o gönderiyordu ya da o geliyordu sağolsun. Öyle çok barlara filan giden bir tip değildim. Yemekleri okulda tabldot yiyordum.

Kafaya gitmeyi koymuştunuz o zaman?

- ABD’ye giderken herkes, bu kadarcık parayla nasıl yaşayacaksın, diyordu. Bilkent’teki hocalarım "Oğlum maceraya atılma, bu parasızlıkla orada çok ezilirsin" demişti. Aldırmadım, delilikse delilik, dedim. Okulla yazıştım ve beni kabul ettiler. Tek sorun birikimimin, bırakın gıda ve konaklama masrafını, okulun eğitim ücreti 17 bin doların bile çok altında olmasıydı.

Çok stresli bir başlangıç olsa gerek...

- Korkum, başaramayıp Los Angeles’tan dönmekti. Hayatta kalmanın yolunu biliyordum. Okulda denemelere girdim. Hamlet’in "Şimdi yalnızım" diye başlayan tiradıydı. İngilizce biliyorum, aksan felaket. Bir Türkçe oyun istediler. Irene Gilbert, Sandra Tucker, Charles Waxberg jürideydi. Beğendiler, ileri bir seviyeden başlayabilirsin ama aksanını düzelt dediler.

Parasızlık sorunu nasıl çözümlendi?

- İkinci haftamda Shakespeare hocası "Bahçemi ot bürüdü. Tanıdığınız bahçıvan var mı" diye sordu derste. Düşündüm, ücreti sordum. 700 dolar deyince, atladım! Hocanın komşularına da bahçıvanlık yaptım. Ot yolarken "İşe bak yahu, Bilkent’te oku, gel burada bahçıvan ol" diye düşündüm. Yine de o paralar ilaç gibiydi. Çalışma iznim olmadığı için nakit para kazanabileceğim işler aradım. Barmenlik, şoförlük, pizza dağıtıcılığı, garsonluk yaptım. Giderek alıştım, bardan gecede 300 dolar kazanıyordum.

Sizin gibi yırtmaya çalışan çok kişi var mıydı?

- Hem de çok. Şov dünyasının yüzde 10’u kaymak tabaka, geri kalanı benim gibi restoran ve barlarda çalışıyor mutlaka. Hem bahşişi bol hem de akşam mesaisi.

Okuldaki hocalar sizde bir cevher olduğunu düşünmeye ne zaman başladı?

- Beş yıllık oyunculuk eğitimime rağmen Stella Adler’daki ilk sekiz ay kabus gibiydi. Sahneye çıkıyorum bir şey oynuyorum, süper iş çıkardım, diye iniyorum. Charles Waxberg karşıma oturup beni parçalayarak yanlışlarımı anlatıyor. Eziliyorum. Hocam, çok hissederek oynadım, diyorum. Tınmıyor. Hissettiğin önemli değil, bize aktaramadın, diyor. Eve ağlayacak gibi dönüyorum. Özgüvenim sıfıra inmişti.

Nasıl çıktınız o buhrandan?

- Deli gibi çalıştım. Sonunda bir gün Fareler ve İnsanlar’ı oynayacağız, zeka özürlü Lenny rolündeyim. Oynadım. Bitirmeden Charles salonu terk etti. Eyvah, dedim yine olmadı. Çıktım, koridorda sigara içiyor, eli titriyor. N’oldu, çok mu kötüydü, dedim. Bu rolü Hollywood’da senden daha iyi oynayacak biri yok, başardın, dedi. Zaten o günden sonra her şey değişti. Okulun sahibi Irene Gilbert beni odasına çağırdı. "Para kazanmak için çabaladığının farkındayız. Sadece oyunculuğa odaklanmanı istiyoruz. Artık burslusun, seni akademinin en iyi oyuncusu seçtik" dedi. Bu okulun burs vermek gibi bir adeti hiç yoktur. Okul bittikten sonra Stella Adler Tiyatrosu oyuncularının arasına katıldım, büyük roller aldım.

ABDULLAH BEY AKSANI YAPAMAYACAĞIMI ZANNETMİŞTİ

Her yaz ailemi ziyaret etmek için Türkiye’ye gelirdim. Geçen yaz bir arkadaşım, gel seni ANS’ye götüreyim, dedi. Mutluluk filmi için harıl harıl oyuncu aranıyordu. Cemal tipine çok uyduğum söylendi. Abdullah Oğuz’la tanıştıralım, dediler. Deneme çekimlerine başladık. Abdullah Bey beğeniyor ama bir türlü "tamam" demiyor. "Her şey çok iyi de, Vanlı şivesiyle konuşabileceğinden emin değilim" dedi. ABD’de güneyli ya da New Yorklu aksan farkını çıkarabiliyorum, ülkemdekini mi yapamayacağım? Van’a gittim, 3-4 gün kahvelerde dolaştım. Senaryoyu okuttum, onları dinledim. Dönüşte Vanlı bir arkadaşımla Abdullah Bey’e gittim. Bir Vanlı arkadaş konuştu, bir ben. Fark var mı, diye sordum. Abdullah Bey çok şaşırdı. Süper olmuş, rol senin, dedi.

YAŞIMI SÖYLEMEM

ABD’deki oyuncular yaşını açıklamaz, ben de söylemiyorum. Bir yapımcı 26 yaşında bir oyuncu arıyor. Yaşınızın 35 olduğunu duymuşsa, baştan eleniyorsunuz. Halbuki 25 ya da 35 yaşında birini oynayabilecek fiziğe sahibim. O yüzden yaşımı Abdullah Oğuz’a da söylemedim./Ezgi BAŞARAN/

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

YELKOVAN

23/3/2007 -Kategori: Son derece bilimsel

Yelkovankuşu
Latincesi Puffinus ama diğer dillere yelkouan olarak geçmiş.
Familyası
Procellariidae
Yaşadığı yerler
Kuluçka zamanı haricinde okyanuslarda yaşar.
Özellikleri
Martı büyüklüğünde, perde ayaklı, göçmen bir kuş. Küçük balık, yengeç, salyangoz yiyerek beslenir.
Ömrü
15 yıl kadar.
Çeşitleri
15 türü bilinmektedir:
  • Karagagalı yelkovan (Puffinus puffinus),
  • Sarıgagalı yelkovan (Puffinus kuhlii)

meşhurlarıdır.

Fırtına kuşları (Tubinares) takımından martı iriliğinde bir okyanus kuşu. 15 türü vardır. Hepsi iyi yüzücü ve çoğu dalıcıdır. Boyları 30-63 cm uzunluğundadır. Perde ayaklı göçmen kuşlardır. Sivri ve uzun kanatlarıyla uzun mesâfeler kat ederler Yalnız üreme dönemleri karaya çıkarlar. Uzun ve ucu çengelli gagaları boynuzsu plaklarla örtülüdür. Burun delikleri tüp şeklinde ayrık iki boru hâlinde dışarı açılır. Fırtına kuşları gibi midelerinden yağlı ağır kokulu bir madde salgılarlar. Bazıları bunu yavrularını beslemede, bir kısmı ise düşmanlarına karşı kendilerini korumada kullanırlar. Tehlike anında bu sıvıyı burun deliklerinden dışarı fışkırtırlar. Çoğunun sırtları gri, siyah, kahverengi ve karın altları beyazdır. Tamamen siyah olan türler de vardır. Tüyleri sık ve su geçirmez özelliktedir. Çok uzaklara göç eden mükemmel uçuculardır. Yelkovankuşları uçarken su yüzeyine yakın uçar ve yüzeyde bulabildikleri küçük balıklar, deniz kabukluları ve atıklarla beslenirler.

Koloniler halinde açık adalarda ürerler. Kullanılmayan tavşan yuvalarını veya kendi açtıkları çukurları yuva olarak kullanırlar. Tek ve beyaz bir yumurta yumurtlarlar. Özellikle Avustralya adalarında büyük koloniler meydana getirirler. Tekeşlidirler. Erkek ve dişi sırayla kuluçkaya yatarlar. 50 gün içinde yumurta açılır. Yavru 12-14 hafta anne ve baba tarafından yuvada beslenir. Sonra yalnızlığa terk edilir. Yürüyemeyecek kadar irileşen yavru bir hafta zarfında zayıflayarak yuvadan ayrılır. Anne ve babasının uçtuğu yöne doğru uçmaya başlar. 3-4 yıl sonra içgüdüsü ile doğduğu yere döner. Yelkovan kuşlarının yön bulma kabiliyetleri güçlüdür. Uçsuz bucaksız okyanuslar üzerinden uçarak yuvalarını şaşırmadan bulurlar.

Yelkovankuşu Akdeniz ülkelerinde ve Türkiye'de de bulunur. Örneğin İstanbul Boğazı'nda suyun az üzerinde sürüler halinde Karadeniz'den Marmara'ya veya Marmara'dan Karadeniz'e hızla uçarlar. Türkiye'de bulunan cinsi sarıgagalı yelkovandır (puffinus kuhlii).

Deney için alınan iki yelkovankuşundan biri Venedik'te (İtalya'da), diğeri Boston'da (ABD'de) serbest bırakıldı. İlki, 1300 km'lik yolu iki haftada aşarak yuvasına ulaştı. İkincisi ise 500 km'yi 12,5 günde alarak yuvasını buldu. Yelkovankuşları göçmen kuşlarıdır. Kuluçka zamanı haricinde daima denizde yaşarlar.

Kültür [değiştir]

Yelkovankuşu, Orhan Veli Kanık'ın "Gün Olur" şiirinde aşağıdaki dizelerde geçer:
Gün olur, alır başımı giderim,
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda
Şu ada senin, bu ada benim,
Yelkovan kuşlarının peşi sıra. [1]

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

PATATES BASKISI

23/3/2007 -Kategori: Oykucukler

Kar yağdı diye ilk kez, bırakıp iki hasta çocuğu, tepeye kaymaya götürdü öğretmenler tüm okulu. Üzüntüyle seyrederken çocukları, karnım acıktı dedi çocuklardan biri. Resim dersinden kalan oyulmuş patatesleri toplayıp çöp kutusundan, pişirdiler sobanın köründe neşeyle. Unuttular ötekileri.

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

ZİYAFET

29/12/2006 -Kategori: Oykucukler



"Hımm... pırasa böreğimden bir çatal almamıştı hatırım için" diye cevapladı Bahri Beyleri hatırlıyor musun dediğimde... Benim için önemli birini yemeğe getireceğimi ve ziyafet sofrası hazırla bize dediğimde, annem tutup sadece iki tepsi pırasa böreği yapmış, müdürüm de yemeyince bize küsüp

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

2006'nın En İyi 100 Fotoğrafı

29/12/2006 -Kategori: Bibakmalik

CHIP Online, alman CHIP Fotowelt ziyaretçilerinin seçtiği 2006'nın en iyi 100 fotoğrafını sunuyor
2006'nın En İyi 100 Fotoğrafı (12/100)
Fotoğraf 89: Beste
Fotoğrafçı: JK
Fotoğraf Makinesı: NIKON CORPORATION NIKON D50
7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

IŞIK

29/12/2006 -Kategori: Oykucukler



“Işığı açma utanırım” dedi kız. Utandığı kendi vicdanıydı. Seviştiği bir kız… Işığın üzerine kırmızı bir eşarp attılar. Kızardı ışık.

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

OYUN DIŞI

29/12/2006 -Kategori: Oykucukler


Kapı otomatiğine basıp oyununa geri döndü. Yedi saattir oynayıp hırslandığı oyunda düşmanlarının kendi halkına saldırmasına gözyumamazdı. Bu aşamaya gelmesi günlerini almıştı ve ufak bir hatada oyunun en başına dönmesi işten bile değildi. Kestirme tuşlarla düşmanlarını defederken midesine giren krampların haddi hesabı yoktu. "Allah belanı versin!" diyen sesi ile irkildi annesinin. Gözlüğü kırılıp, yatağın altına savruldu. Sanal düşmanları en zayıf anını kollar gibi hücum etti başına. "Game over" yazısı belirip kayboldu karanlıkta. İş kazasında sakatlanan babası ile aynı koğuşa aldılar ertesi gün. Annesi kendisini hiç affetmedi. Baba, malulen emekli, çocuk oyun dışı...

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

SON MENDİL

28/12/2006 -Kategori: Oykucukler



Kırık kulplu fincanlarla kahve pişirdi yine Rabia teyze. Arife günü verilen fitrelerle, -gitti- mendil aldı bu bayram da, iki deste. Çocukları göründü bir bir yine. Bayramdan bayrama, "cicianne" dedi dilleri. Dillerine yine kurban oldu. Artan son mendille, olmayan çocuklarına akan yaşları sildi Rabia Teyze.

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

En çok aranan kelimeler

28/12/2006 -Kategori: Eglencelik Sicak Sicak

Google'dan sonra ben de bana ulaşan şahısların en çok aradıkları kelimeleri açıklıyorum:

1 15 14.15% blogcu
2 7 6.60% narcisus
3 6 5.66% sevme
4 5 4.72% mirzat ÅŸimÅŸek
5 4 3.77% persenk
6 3 2.83% ferrari şahin kazası
7 3 2.83% kelebek resimleri
8 3 2.83% sarp tek başına klibi izlemek istiyorum
9 3 2.83% yakamoz nedir
10 3 2.83% ÅŸiir ansiklopedisi

 

1-blogcu:

Arkadaşlar bu kadar hayranım olduğunu bilmiyordum. Neden blogcu yazıp da ulaşmaya çalışıyorsunuz, adımı yazın yaw:)Kulağınızı öbür elle göstermeye gerenk yok!

2-narsius:

Memlekette ne çok narsist varmış meğer. Kendi adını yazmayıp narsius yazmış ama ben anladım.

3-sevme:

Millet olarak sevgi açlığı çekiyoruz, bu kesin. Gelin çocuklar ben sizin babanız sayılırım.

4-Mirzat Şimşek:

Abimizi Ferrari kazasından tanıyoruz tamam da bu kadar ünlü mü bu adam yaw?

5-Persenk

Kesin dönem ödevi için lazım oldu bu kelime itiraf edin! Dilime persenk oldu kusura bakmayın bu kesin lafı.

6-Ferrari Şahin kazası:

Allah Allaaaaah! Mirzat yetmemiş bir de böyle aratmışlar... Ne var ki bu olayda bı kadar? İnsanlık hali!

7-kelebek resimleri:

Demek çiçek-böcek resimleri seven doğa düşkünü insanlar da varmış. Ne güzel! Başka resimler de ekleyeyim bari.

8-sarp tek başına klibini izlemek istiyorum:

Başüstüne! Ne bu yaw, bir pulu eksik. Google'da nasıl aratılır biz mi öğreteceğiz?

9-yakamoz nedir:

Sor ki öğrenesin canım kardeşim

10-şiir ansiklopedisi:

Heh heeee... 14. cildi yayımlıyorum gelin, gelin!

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Karayip Korsanları 3

27/12/2006 -Kategori: Eglencelik Sicak Sicak

Geçen akşam Karayip Korsanları 2'yi izledim. İlki kadar güzel olmasa da eğlenceli bir filmdi.3.sünün de aynı anda çekildiğini bugünkü haberle öğrenmiş bulunuyorum:

"BAŞROLÜNÜ Johnny Depp’in oynadığı Karayip Korsanları serisinin 3. ve son bölümü, 25 Mayıs’ta ABD’de gösterime girecek. Pirates Of The Caribbean: At World’s End (Karayip Korsanları: Dünyanın Sonunda) adını taşıyan üçlemenin son filmi, daha önce Matrix ve Yüzüklerin Efendisi üçlemelerinde olduğu gibi 2. filmle aynı zamanda çekildi. Filmin yapımcıları, son bölümün de ilk 2 bölüm gibi yoğun ilgi göreceğini tahmin ediyor."

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki - Sonraki »

Ben Prens Tenes'im Bir Ada Kıyısına Vurmuş Bedenim

Okuyunca kurbağaya dönüşen bir prensim. Bir adamın ruhunu doyurmak istiyorsanız blog tutmayı öğretin diyenlerdenim.

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro